Ancak bir kıbrıslı-2
27/9/2009
Çok şaşırdığında “e vallahi bardon!” der.
Çizgi filmlerin genel adına “miki” der.
Hoşçakal, güle güle demez, “bay bay” der.
Tüm kağıt mendillere “Kleenex” der.
Kızarmış ekmeğe “gabira” der.
Bisiklet “velespittir”, arabaysa “tomohil”...
Alışverişte “ısgonto” istediğini söyler, yani indirim.
Hangi marka olursa olsun, tüm elektrik süpürgelerine “Hoover” der.
İngiltere’nin hangi bölgesinden bahsederse bahsetsin “Londra” der.
“Biz Londra’da...” diye başlayan cümleler kurulmasını sevmez.
Yanlışlıkla birisine çarptığı zaman pardon değil, “sori” der.
Çok şaşırırsa tepki verir; “e vallahi bardon!”.
Alay ederler deyimi yerine “zefleller genni” der.
Beytambal kelimesini sever: beytambal galsın, bırak beytambalı...
Gavvole kelimesinin çeşitlemelerini kullanır: yavvorkana, yazıkana...
Bıktığında farklı söylenir; “innalahım perde!”.
Kötü kokan birisi için “davar gibi kokar, leş abbana” der.
Esrar kullananlara “gannavuri çeker” der.
En ufak bir akrabalık bağı olan kişiye bile ‘yeğenim’ der.
Yüzünü havluya değil “peşgire” siler, vücudunu ise “silecek” ile kurular.
Oje’ye “managül”, ruja “gırmızılık” der.
Haç değil, “ıstavroz” der.
Fön çektirmek deyimi yerine “zetledim saçlarımı” der.
Saç kurutma makinesine “fön makinası” der.
Arala demez, “gındır” der.
Yemeğe “domadez macunu” katar, yani salça!
Işıkları aç demez, “yakın o şavkı” der.
Anahtara “isviç” der.
Denize yüzmeye giderken “gidiyoruk yıkanalım” der.
Takım elbise giymez, “gat takım” giyer.
Gömleğe “göynek” der.
Limasol taraflarındansa “ağrır beni kolum” der...
Çöpleri atmaz, “zibilleri çıkarır”.
Kavanoz değil, “perisgan” der. (Perisgan aynı zamanda karbonatlı bir içeceğe verdiği addır.)
Yerleri silmez, “moplar”, mopu da kovaya değil “mop tenekesine” batırır.
Faraşa “kürek” der.
Kovaya ayrıca “lenger” der.
Torununa “at saggonu sırtına da üşümeyesin” der.
Birşey çabuk yapılırsa “haçanda yaptın” der.
Çok sık tekrarlayan şeyler için ise “haçana bir” der.
Çikolata, cips, şeker, gofret... hepsine de “yemiş” der.
Çikolataya “çukulet” de der, “çakulet” de...
Master derecesini bitirmiş olan kişilere “masterlik yaptı” der.
Kızarmış ekmek yemez, “gabira” yer.
Yün örmez, “iş işler”.
Kaç para demez, “kaç guruş” der.
Yaşlı annesinden bahsederken “bizim gocagarı” der.
“E mi” diye tembih etmez “aklınnan ha” der.
Kurumuş mukusa “gaggalli” der.
Kadın bağına “modes” der.
“Mısmıl” kelimesini “iyi” anlamında kullanır.
“Halt ettin” demez, “mamır ettin” der.
Mamırı “kendine gelmek” anlamında da kullanır; “Mamırla da konuşuruk”.
Gazeteye okumaz, “gazedda” okur.
Oyun kağıtlarına “ısbasdra” der.
Limonata içmez, “leymonadda” içer.
Bahçesinde “mahsıl” meyveler yetiştirmeyi sever.
Kaplumbağalara “tosbağa”, köpeğe “guli”, tavuğa “bulli”, ağustos böceğine “cırlavık”, kuzuya “meci”, sümüklüböceğe “garavolli”, kertenkeleye “mişaro”, uğurböceğine “babavura” der.
Gaco kelimesini kullanır.
Ne yapıyorsun demez, “napan” der. Napan kelimesini aynı zamanda nasılsın anlamında da kullanır.
Ahbap demez, “bariya” der.
İpe”ısbaho” der.
Ayakkabıya “potin”, açık terliğe “babıç”, kapalı terliğeyse “bandofla” der.
Pişmaniyeye “sakal helvası” der.
Birisi çok konuştuğunda “haspa çıkar” ya da “ziligurti çıkarasın” der..
Elektriğe “ceryan” der.
“Araba basıyordu kadını ” der, araba çarpıyordu demez!
Büyükanne, büyükbaba yerine “nene, dede” der.
Mandalinaya “yusuf”, kavuna “gavın”, limona “ekşi” der.
Tasa demez “gaile ya da gayle” der.
Faik adına “Fayık”, Ebru’ya “Epru” Ahmet’e ise “Amed” der. Kıbrıs’a da Gıprız!
Kullandığı birçok kelime daha vardır, yaz yaz bitmez.... bavuri, gurgura, gancelli, maşrabba, letsa, seki, fanella.............
EBRU CEM
BABAVURA - HAVADİS GAZETESİ - 27 EYLÜL 2009
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
:)
26/9/2009
Yalnızca bir Kıbrıslı:
Balığın yanında roka değil golyandıro arar.
Peksemeti çaya batırıp da yer.
‘Çörekte sandviç’ diye ısrar eder.
‘Bolibif’ ve ‘bikla’sız sandviçe sandviç demez.
Hellime peynir denilmesinden hoşlanmaz ve hellimi her şekilde tüketir; çiğ, kızarmış, ızgara, kebap...
Tarhana çorbasına hellim koyar.
Karpuzun yanında mutlaka hellim ister.
Magarınayı bullisiz ve rendelenmiş hellimsiz yemez.
Ton balığına ‘tuna’, sardalyeye ‘çardella’, kabak çekirdeğine ‘pasadembo’, fil dişine ‘cashews’ der.
Her yaz birkaç saatini molohiya ayıklamaya adar. Evi kötü bir koku sarsa da günlerce o molohiyaların kurumasını bekler.
Molohiyanın yanısıra derin dondurucuların yaygınlaşmasıyla birlikte taze börülce de ayıklayıp kış için dondurur.
Macun yapma alışkanlığından vazgeçtiyse de misafirlerine kendi yaptığı taze sıkılmış limonata ağırlar.
Çayı İngiliz usulü, sütlü içer.
Normalde demli çayı sevmez ama soğuk kış gecelerinde karışık baharatlı (anason, tarçın, karanfil, zencefil, ıhlamur...) çay demler.
Tarçına ‘bahar’ der.
Kutu sütünden neskafe, muhallebi yapar.
Kaç yaşında olursa olsun ‘Farine latte’ yer.
Restorantta otururken bile yemek planı yapar.
Markası, türü, muhteviyatı ne olursa olsun, her türlü kahvaltılık mısır gevreğine ‘Corn Flakes’ der.
Türkiye’ye gidip de garsondan ‘cips’ istediğinde karşısına kızarmış patates yerine pakette hazır cips çıkınca şaşırır, anlam veremez.
“Ne içersiniz” sorusu yerine “ne dökeyim size” der.
Doğada bulduğu her yeşilliği yumurtayla kızartıp yer: yumurta otu, ayrelli, kabak, ıspanak...
Zeytinyağlı dolmaya yalancı dolma der.
Ayçiçek yağına ‘fıstık yağı’, fıstığa gunna der.
Şeftali kebabının muhteviyatında şeftali barındırmadığını bilir.
Kapariye ‘gabbar’ der.
Lor peyniri bilmez, nor bilir.
Ekmek kadayıfının içine nor koyar.
‘Diken inciri’ demez, ‘babutsa’ der.
Sucuğa pastırma, pastırmaya da ‘Kayseri Pastırması’ der.
Sulu muhallebiye gül şurubu döker.
Mercimekli pilava ‘mücendra’ der.
Hemen hemen tüm yemeklere ‘Magi’ tavuk suyu tablet ekler.
Yeşil zeytine ‘çakızdez’ der ve servis ederken üzerine sarımsak ile golyandıro tohumu koyar.
Damla sakızına ‘mezleki’ ya da ‘Baf Sakızı’ der.
Karnıbahara ‘çiçek lahanası’ der.
Enginarın, kabak çiçeğinin dolmasını yapar.
‘Haşlanmış’ kelimesi yerine ‘gaynanmış’, ‘kızarmış’ yerine ise ‘ gavrılmış’ kelimelerini kullanır.
‘Molohiya, kolokas, bidda badadez, lalangı, pastelli, kayık pasta’ nedir bilir.
Zeytinyağlı yemeklere şeker eklemez.
Bullezin biraz daha büyümüş haline kolokas der.
Kuru böğrülcenin yanında renga kebabı yer.
Kebabı ekmek arası ya da lavaşa sarıp yemeyi reddeder, kebap illa ki pidede olacaktır.
Tahınlı bidda, hellimli bidda, zeytinli bidda, çitlembikli bidda pişirir.
Yine Pazar sabahları fırına gidip hellimli, pastırmalı pide alır. Bazen kıymasını kendisi evde kavurup fırıncıya götürür.
Kızarmış köfteye ‘badades köftesi’, hellim böreğine ‘soğan böreği’der.
‘Mangal yapmak’ deyimini kullanmaz, kebap yapmak der.
Piknikte mutlaka ama mutlaka kebap pişirir.
Katmeri tavada değil de tepside yaparsa adına ‘sini katmeri’ der.
Damla sakızına ‘mezleki’ ya da ‘Baf Sakızı’ der.
Lefkoşalı ise Sabır Restorantta köfteye ‘kıyma kebabı’ dendiğini bilir.
Şamişi ve felafel yemek için bayram yerinin açılmasını dört gözle bekler.
Ramazanda illa ki Minnoş’un çöreğini yemek ister.
EBRU CEM
BABAVURA - HAVADİS GAZETESİ - 13 EYLÜL 2009
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
4 birbirinden harika filim..
6/11/2008
Son zamanlarda izlediğim tüm türk filimleri harikaydı.. "120" ,"Ulak" ,"0. Çocuğu" ,"Peri Tozu"
Öylesine yoğunlardı ki duygu sarsıntılarından yoruldum.
Çok zor bitirdim. Çok zor izledim.
yine de:
Kaçırmayın derim.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Mevlanadan
11/8/2008
Bir gün Hazreti Mevlânâ dostlarına şöyle hitap etti: ‘Dostlar! Ben, sizlerin huzurunda olan bu cisimden, bedenden ibaret değilim. Aksine ben, kelâmımdan mürîdlerimin iç dünyalarına doğan zevk ve hoşluğum. Allah Allah!
Tattığınız bu zevki ve hissettiğiniz bu hoşluğu ganimet biliniz ve şükrediniz, çünkü ben o zevkim.” Mesnevî şarihi Ankaravî Rüsûhî İsmail Dede, Fâtihu’l Ebyât isimli eserinde Hazreti Mevlânâ’nın “Benim sırrım feryadımdan uzak değildir” beytini açıklarken böyle naklediyor. İsmail Dede’nin Mesnevî-i Şerif’in dibacesini (önsözünü) ve ilk on sekiz beytini şerhettiği Fâtihu’l Ebyât, Hayykitap tarafından Mesnevî’nin Sırrı-Dîbâce ve ilk 18 Beyit Şerhi adıyla yayımlandı. Dr. Semih Ceyhan ve Mustafa Toptan tarafından hazırlanan kitapta, eserin yeni yazıya aktarılmış hali ve sadeleştirilmiş şeklinin yanı sıra bir metin incelemesi de yer alıyor. İnceleme kısmında Ankaravî’nin hayatı, eserleri, tasavvuf tarihindeki yeri, Mesnevî’nin birinci cilt dibacesi ve ilk on sekiz beytinin şerhi geniş şekilde ele alınıyor.
Mevlevî tarikatının tanınmış simalarından Rüsûhî İsmail Dede, Ankara’da dünyaya gelmiş, tahsilini memleketinde tamamlamış. Bayrami tarikatına intisap edip hilafet almış, ardından Halvetilik’ten de feyizlenmiş. Gözündeki rahatsızlığın tedavisi için gittiği Konya’da Bostan Çelebi’den el almış. 1610 yılında Galata Mevlevihânesi postuna oturan Dede, intikaline kadar (1631) yirmi bir yıl buradaki hizmetine devam etmiş. Kaleme aldığı Mesnevî Şerhi sebebiyle Mevleviler arasında ‘Hazreti Şârih’ unvanıyla yad edilen İsmail Dede’nin bu husustaki ehliyeti o derece müsellem ki; asırlar boyu Mesnevîhanlardan, onun çeşitli nüshaları karşılaştırarak tahkik ettiği Mesnevî metnine uymaları istenmiş ve icazetnamelerine “Şârih Ankaravî’nin tahkikatına uyarak” kaydı düşülmüş. Dedenin şerhi esasen bir tarikat ansiklopedisi mahiyetinde. Kitapta Hazreti Mevlânâ’nın işaret buyurdukları hususları izah ederken tasavvufun genel kaidelerini de geniş şekilde anlatıyor. Muhyiddin-i Arabî ve İbni Farız gibi mutasavvıfların kitaplarını şerheden Ankaravî Dede’de bu zatların neşesi de hissediliyor.
Neyin inlemesi, kalemin yazması
Mesnevî’yi bütün olarak (hatta kendi bulduğu 7. ciltle birlikte) şerheden Ankaravî, ilk 18 beytini bir de müstakil olarak açıklamış. Zira bu beyitler bir bakıma Mesnevî-i Şerîf’in besmelesi mahiyetinde. Rüsûhî İsmail Dede bunu şöyle açıklıyor: “Mesnevî’nin başındaki ‘bişnev’ (dinle) emrindeki ‘be’ harfi besmele yerine geçen, birçok sırları ve nükteleri içeren bir harftir. Hatta bütün inzâl olunmuş kutsal kitapları, ilâhî sahifelerdeki bilgileri içeren bir zarftır. Nitekim Hakk’ın her zaman galip gelen arslanı Ali b. Ebî Tâlib (k.v.) ‘Tevrat’ta, İncil’de ve Zebur’da her ne var ise Kur’an’da (besmeledeki) bâda mevcuttur’ buyurmuştur.”
Hazreti Mevlânâ Hünkâr, “Bu neyi dinle, nasıl şikâyet ediyor/ Ayrılıklardan hikâyet ediyor” diye başlayan on sekiz beyitte tasavvufî hakikatleri ‘ney’ remzi üzerinden anlatıyor. Ankaravî’ye göre ney, gönlü saf olan sufi, içi mâsivâdan uzak vefakâr âşık ve içi Hakk’ın nefesiyle dopdolu olan yüce mürşidi ifade etmektedir. Bir başka açıdan ney, kalemdir; neyin inlemesi kalemin yazmasıdır. Âlemdeki bu kadar marifet ve latîfelerin zuhuru kalemle irtibatlıdır. Bu kalemden kasıt mürşid-i kâmil de olabilir. Zira kalem ele tabi olduğu gibi mürşidden zuhûr eden hareket ve sükûn da Cenâb-ı Hakk’ın tecellisiyledir. Bir dördüncü izah da kalem ile ‘hakikat-i Muhammediyye’ye işaret olunduğu şeklindedir. Ney kelimesi ebced hesabıyla altmış rakamını vermektedir. Altmış, aynı zamanda ‘sin’ harfinin değeridir. Sin ise ‘Yâsin’ hitabında vâki olduğu üzre Cenab-ı Peygamber Efendimiz’e (sas) işaret etmektedir.
Rüsûhî İsmail Dede, on sekiz beyti şerhederken her beyitte bir mertebeyi açıklıyor. Beyitler arasında bağlantılar kurarak manzumeyi bir zincirin halkaları gibi birbirine ekliyor. Şârihler bu on sekiz beytin Mesnevî’nin bir nevi özeti olduğunu söylüyor; geri kalan kısmı ise ilk on sekiz beytin tefsiri ya da şerhi olarak vasıflandırıyorlar. Mevlânâ da eserin dibâcesinde “Az çoğa delâlet eder.” diyor; “Bir yudum su göle delâlet eder. Bir avuç tane, büyük bir harmana delâlet eder.”
AHMET DOĞRU
( Facebook tan... Sırrı Ney adlı guruptan aldım İsmail Kasap hocaya teşekkürlerimle..)
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Mevlanadan
4/8/2008
Aziz kardeşim "Gönülden gönüle pencere vardır!" derler. Sen sakın bu pencereyi açık, kırık bırakma! îçeriyi seyretmesinler! îğne deliği kadar bile bir delik olsa, o deliği ört!
Kim bu gönül penceresinden gafilse, zamanenin en üstün bir bilgini bile olsa o bir ahmaktır, kördür.
Sana açık olduğu için sen kendi gönlünün penceresinden kendi içine bak, içeriyi seyret! Orası karanlık mıdır; yoksa aydınlık mıdır? Araştır!
Eğer orası aydınlıksa, aydınlığı yüzüne vuruyorsa, şunu iyi bil ki: "Sen şimdiye kadar kendinde bulunandan habersiz yaşadın. Halbuki orada çok değerli bir hazine vardır. Orada la'l madeni, akik madeni bulunmaktadır.
Aynı zamanda gönül evinde çok değerli, eşi bulunmaz bir dost orayı ev edinmiştir. Sen de onun yanına otur. 0 çok üstün, benzeri olmayan bir emîrdir. Onun yoluna güller saç! 0 bir selvidir, o bir süsendir!
Haydi kalk! Akılsızlık etme! Varını yoğunu onun yanına taşı! En iyisi onun yanında ev tut! Ona kapı bir komşu ol! Çünkü orası meleklerin gelip dinlendikleri, misafir oldukları bir yerdir. ;
Gönül evini anlatmak istiyorum ama, korkudan gönlüm tir tir titriyor. Çünkü o görülmemiş, eşsiz varlık benlikten, bizlikten kurtulmuş bir varlıktır. ,
Ağzımda, dudağımda demir halkalar var. Ama dayanamadım. İster titre, ister titreme; sana gönülde bulunandan bahsettim.
HZ.MEVLÂNÂ (K.S)
( Facebook ta Sırrı Ney adlı guruptan gönderilmişti.. Paylaşmak istedim )