:)

Yalnızca bir Kıbrıslı:

Balığın yanında roka değil golyandıro arar.

Peksemeti çaya batırıp da yer.

‘Çörekte sandviç’ diye ısrar eder.

‘Bolibif’ ve ‘bikla’sız sandviçe sandviç demez.

Hellime peynir denilmesinden hoşlanmaz ve hellimi her şekilde tüketir; çiğ, kızarmış, ızgara, kebap...

Tarhana çorbasına hellim koyar.

Karpuzun yanında mutlaka hellim ister.

Magarınayı bullisiz ve rendelenmiş hellimsiz yemez.

Ton balığına ‘tuna’, sardalyeye ‘çardella’, kabak çekirdeğine ‘pasadembo’, fil dişine ‘cashews’ der.

Her yaz birkaç saatini molohiya ayıklamaya adar. Evi kötü bir koku sarsa da günlerce o molohiyaların kurumasını bekler.

Molohiyanın yanısıra derin dondurucuların yaygınlaşmasıyla birlikte taze börülce de ayıklayıp kış için dondurur.

Macun yapma alışkanlığından vazgeçtiyse de misafirlerine kendi yaptığı taze sıkılmış limonata ağırlar.

Çayı İngiliz usulü, sütlü içer.

Normalde demli çayı sevmez ama soğuk kış gecelerinde karışık baharatlı (anason, tarçın, karanfil, zencefil, ıhlamur...) çay demler.

Tarçına ‘bahar’ der.

Kutu sütünden neskafe, muhallebi yapar.

Kaç yaşında olursa olsun ‘Farine latte’ yer.

Restorantta otururken bile yemek planı yapar.

Markası, türü, muhteviyatı ne olursa olsun, her türlü kahvaltılık mısır gevreğine ‘Corn Flakes’ der.

Türkiye’ye gidip de garsondan ‘cips’ istediğinde karşısına kızarmış patates yerine pakette hazır cips çıkınca şaşırır, anlam veremez.

“Ne içersiniz” sorusu yerine “ne dökeyim size” der.

Doğada bulduğu her yeşilliği yumurtayla kızartıp yer: yumurta otu, ayrelli, kabak, ıspanak...

Zeytinyağlı dolmaya yalancı dolma der.

Ayçiçek yağına ‘fıstık yağı’, fıstığa gunna der.

Şeftali kebabının muhteviyatında şeftali barındırmadığını bilir.

Kapariye ‘gabbar’ der.

Lor peyniri bilmez, nor bilir.

Ekmek kadayıfının içine nor koyar.

‘Diken inciri’ demez, ‘babutsa’ der.

Sucuğa pastırma, pastırmaya da ‘Kayseri Pastırması’ der.

Sulu muhallebiye gül şurubu döker.

Mercimekli pilava ‘mücendra’ der.

Hemen hemen tüm yemeklere ‘Magi’ tavuk suyu tablet ekler.

Yeşil zeytine ‘çakızdez’ der ve servis ederken üzerine sarımsak ile golyandıro tohumu koyar.

Damla sakızına ‘mezleki’ ya da ‘Baf Sakızı’ der.

Karnıbahara ‘çiçek lahanası’ der.

Enginarın, kabak çiçeğinin dolmasını yapar.

‘Haşlanmış’ kelimesi yerine ‘gaynanmış’, ‘kızarmış’ yerine ise ‘ gavrılmış’ kelimelerini kullanır.

‘Molohiya, kolokas, bidda badadez, lalangı, pastelli, kayık pasta’ nedir bilir.

Zeytinyağlı yemeklere şeker eklemez.

Bullezin biraz daha büyümüş haline kolokas der.

Kuru böğrülcenin yanında renga kebabı yer.

Kebabı ekmek arası ya da lavaşa sarıp yemeyi reddeder, kebap illa ki pidede olacaktır.

Tahınlı bidda, hellimli bidda, zeytinli bidda, çitlembikli bidda pişirir.

Yine Pazar sabahları fırına gidip hellimli, pastırmalı pide alır. Bazen kıymasını kendisi evde kavurup fırıncıya götürür.

Kızarmış köfteye ‘badades köftesi’, hellim böreğine ‘soğan böreği’der.

‘Mangal yapmak’ deyimini kullanmaz, kebap yapmak der.

Piknikte mutlaka ama mutlaka kebap pişirir.

Katmeri tavada değil de tepside yaparsa adına ‘sini katmeri’ der.

Damla sakızına ‘mezleki’ ya da ‘Baf Sakızı’ der.

Lefkoşalı ise Sabır Restorantta köfteye ‘kıyma kebabı’ dendiğini bilir.

Şamişi ve felafel yemek için bayram yerinin açılmasını dört gözle bekler.

Ramazanda illa ki Minnoş’un çöreğini yemek ister.

EBRU CEM
BABAVURA - HAVADİS GAZETESİ - 13 EYLÜL 2009

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !