Mevlanadan

Bir gün Hazreti Mevlânâ dostlarına şöyle hitap etti: ‘Dostlar! Ben, sizlerin huzurunda olan bu cisimden, bedenden ibaret değilim. Aksine ben, kelâmımdan mürîdlerimin iç dünyalarına doğan zevk ve hoşluğum. Allah Allah!
Tattığınız bu zevki ve hissettiğiniz bu hoşluğu ganimet biliniz ve şükrediniz, çünkü ben o zevkim.” Mesnevî şarihi Ankaravî Rüsûhî İsmail Dede, Fâtihu’l Ebyât isimli eserinde Hazreti Mevlânâ’nın “Benim sırrım feryadımdan uzak değildir” beytini açıklarken böyle naklediyor. İsmail Dede’nin Mesnevî-i Şerif’in dibacesini (önsözünü) ve ilk on sekiz beytini şerhettiği Fâtihu’l Ebyât, Hayykitap tarafından Mesnevî’nin Sırrı-Dîbâce ve ilk 18 Beyit Şerhi adıyla yayımlandı. Dr. Semih Ceyhan ve Mustafa Toptan tarafından hazırlanan kitapta, eserin yeni yazıya aktarılmış hali ve sadeleştirilmiş şeklinin yanı sıra bir metin incelemesi de yer alıyor. İnceleme kısmında Ankaravî’nin hayatı, eserleri, tasavvuf tarihindeki yeri, Mesnevî’nin birinci cilt dibacesi ve ilk on sekiz beytinin şerhi geniş şekilde ele alınıyor.

Mevlevî tarikatının tanınmış simalarından Rüsûhî İsmail Dede, Ankara’da dünyaya gelmiş, tahsilini memleketinde tamamlamış. Bayrami tarikatına intisap edip hilafet almış, ardından Halvetilik’ten de feyizlenmiş. Gözündeki rahatsızlığın tedavisi için gittiği Konya’da Bostan Çelebi’den el almış. 1610 yılında Galata Mevlevihânesi postuna oturan Dede, intikaline kadar (1631) yirmi bir yıl buradaki hizmetine devam etmiş. Kaleme aldığı Mesnevî Şerhi sebebiyle Mevleviler arasında ‘Hazreti Şârih’ unvanıyla yad edilen İsmail Dede’nin bu husustaki ehliyeti o derece müsellem ki; asırlar boyu Mesnevîhanlardan, onun çeşitli nüshaları karşılaştırarak tahkik ettiği Mesnevî metnine uymaları istenmiş ve icazetnamelerine “Şârih Ankaravî’nin tahkikatına uyarak” kaydı düşülmüş. Dedenin şerhi esasen bir tarikat ansiklopedisi mahiyetinde. Kitapta Hazreti Mevlânâ’nın işaret buyurdukları hususları izah ederken tasavvufun genel kaidelerini de geniş şekilde anlatıyor. Muhyiddin-i Arabî ve İbni Farız gibi mutasavvıfların kitaplarını şerheden Ankaravî Dede’de bu zatların neşesi de hissediliyor.

Neyin inlemesi, kalemin yazması

Mesnevî’yi bütün olarak (hatta kendi bulduğu 7. ciltle birlikte) şerheden Ankaravî, ilk 18 beytini bir de müstakil olarak açıklamış. Zira bu beyitler bir bakıma Mesnevî-i Şerîf’in besmelesi mahiyetinde. Rüsûhî İsmail Dede bunu şöyle açıklıyor: “Mesnevî’nin başındaki ‘bişnev’ (dinle) emrindeki ‘be’ harfi besmele yerine geçen, birçok sırları ve nükteleri içeren bir harftir. Hatta bütün inzâl olunmuş kutsal kitapları, ilâhî sahifelerdeki bilgileri içeren bir zarftır. Nitekim Hakk’ın her zaman galip gelen arslanı Ali b. Ebî Tâlib (k.v.) ‘Tevrat’ta, İncil’de ve Zebur’da her ne var ise Kur’an’da (besmeledeki) bâda mevcuttur’ buyurmuştur.”

Hazreti Mevlânâ Hünkâr, “Bu neyi dinle, nasıl şikâyet ediyor/ Ayrılıklardan hikâyet ediyor” diye başlayan on sekiz beyitte tasavvufî hakikatleri ‘ney’ remzi üzerinden anlatıyor. Ankaravî’ye göre ney, gönlü saf olan sufi, içi mâsivâdan uzak vefakâr âşık ve içi Hakk’ın nefesiyle dopdolu olan yüce mürşidi ifade etmektedir. Bir başka açıdan ney, kalemdir; neyin inlemesi kalemin yazmasıdır. Âlemdeki bu kadar marifet ve latîfelerin zuhuru kalemle irtibatlıdır. Bu kalemden kasıt mürşid-i kâmil de olabilir. Zira kalem ele tabi olduğu gibi mürşidden zuhûr eden hareket ve sükûn da Cenâb-ı Hakk’ın tecellisiyledir. Bir dördüncü izah da kalem ile ‘hakikat-i Muhammediyye’ye işaret olunduğu şeklindedir. Ney kelimesi ebced hesabıyla altmış rakamını vermektedir. Altmış, aynı zamanda ‘sin’ harfinin değeridir. Sin ise ‘Yâsin’ hitabında vâki olduğu üzre Cenab-ı Peygamber Efendimiz’e (sas) işaret etmektedir.

Rüsûhî İsmail Dede, on sekiz beyti şerhederken her beyitte bir mertebeyi açıklıyor. Beyitler arasında bağlantılar kurarak manzumeyi bir zincirin halkaları gibi birbirine ekliyor. Şârihler bu on sekiz beytin Mesnevî’nin bir nevi özeti olduğunu söylüyor; geri kalan kısmı ise ilk on sekiz beytin tefsiri ya da şerhi olarak vasıflandırıyorlar. Mevlânâ da eserin dibâcesinde “Az çoğa delâlet eder.” diyor; “Bir yudum su göle delâlet eder. Bir avuç tane, büyük bir harmana delâlet eder.”

AHMET DOĞRU


( Facebook tan... Sırrı Ney adlı guruptan aldım İsmail Kasap hocaya teşekkürlerimle..)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !